Kamerî takvimin dokuzuncu ayı olan Ramazan, Şâban ayından sonra Şevval ayından önce gelir. Ramazan kelimesinin kökeni ile ilgili farklı görüşler olsa da “çok sıcak gün, kızgın güneşin kum ve taşları ısıtması” anlamlarına gelen “ramad” kökünden ya da “güneşin ısısı nedeniyle çok kızmış yer” anlamına gelen “ramdâ” kökünden türediği düşünülmektedir.
Kameri takvimdeki aylar miladi takvimde olduğu gibi belirli mevsimlerde sabit değildir. Ancak ayların adı konulurken tesadüf ettiği mevsimin adına göre isim verildiği düşünülmektedir. Hicri takvim Ay’ın dünya çevresindeki dolanımını esas alır ve miladi takvimden 10-11 gün daha kısadır. Bu nedenle Ramazan ayı her yıl miladi takvime göre bir önceki yıldan 10 gün önce başlar.
Ramazan ayı Kur’ân-ı Kerîm’de adı geçen tek aydır ve inananların kutsal kitabımızın indirildiği Ramazan ayında oruç tutması emredilir. “O (sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği ramazan ayıdır. Artık içinizden kim bu aya yetişirse onu oruçlu geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, başka günlerden sayısınca tutar. Allah sizin için kolaylık istiyor, güçlük çekmenizi istemiyor. Sayıyı tamamlamanız, size doğru yolu göstermesinden ötürü Allah’ı tazimle anmanız için ve şükredesiniz diye (uygun hükümler gönderiyor).” (el-Bakara 2/185).
Bu kutsal ayı diğerlerinden ayıran, bereketin, sabrın, rahmet ve ibadetin ayı olarak kabul edilen Ramazan ayını özel ve mübarek kılan özellikleri şu şekilde sıralayabiliriz:
İbadet olarak tuttuğumuz oruç, tan yerinin ağarmasından gün batımına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmayı ifade eder. İslamiyet’te başka oruç çeşitleri de vardır. Ancak zorunlu ibadet olan Ramazan orucu, Hicret’in ikinci yılının Şaban ayında (Şubat, 624) tüm Müslümanlara farz kılındı.
Farz kılınan ilk Ramazan orucu 26 Şubat 624 tarihine tutuldu. İlk orucu farklı kılan bir diğer özelliği de Bedir Savaşı’nın ilk Ramazan’ın 17. gününde meydana gelmesidir.
Bir kimsenin Ramazan ayında oruç tutmasının farz olması için Müslüman olması, akli melekelerinin yerinde olması ve ergenlik çağına ulaşmış olması gerekir. Tıbben oruç tutmanın mümkün olmadığı hastalığı olanlar ya da ihtiyarlık gibi nedenlerle oruç tutamayanlar, oruç tutamadıkları her güne karşılık fidye ödemekle sorumludur. Fidye en az fitre kadar olmalıdır. Bu miktar bir kişiyi bir gün boyunca doyuracak yiyecek miktarı ya da bunun ücretine karşılık gelir.
Ramazan, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar için maneviyata yönelme, kendini geliştirme ve bağlılık ayıdır. Oruç tutmak sadece bedenimizi aç bırakmayı değil dilimizi, düşüncelerimizi, kalbimizi, nefsimizi de kontrol altına almayı gerektirir ve sayısız manevi faydası vardır.
Adres:
Yukarı Mahalle Okullar Kümesi 24/2 İspir/ERZURUM
Telefon
04424513924